Kırkayak Kültür’ün hayata geçirdiği tüm çalışmaların temelinde “bir arada yaşam” kavrayışı yatmaktadır. Küresel göç dinamikleriyle birlikte dünyanın farklı bölgelerinden gelen göçmen ve mültecilerin sayısı her geçen gün artarken, toplumlar giderek daha çok kültürlü, çok dinli ve çok dilli bir yapıya bürünmektedir. Yoğun göç alan yaklaşık 2 milyon nüfuslu Gaziantep’te; farklı kültürel, etnik ve inanç gruplarının kamusal alandaki karşılaşmaları artık gündelik hayatın olağan bir parçasıdır. Özellikle Suriye’deki krizin ardından kente yerleşen topluluklar, “Öteki” ile doğrudan karşılaşmayı ve bu çok kültürlü ortak yaşam ihtiyacını son on yılda çok daha görünür kılmıştır. Bu dinamik atmosferde Kırkayak Kültür; kentsel mekânların tek bir zümreye değil herkese ait olduğu ve kentin “eskileri” ile “yeni gelenlerinin” yaşam alanlarını eşit biçimde paylaştığı fikrini kararlılıkla savunur. Bir arada yaşam idealini bir lütuf, bireysel vicdan veya salt yerel normlar üzerinden tanımlamak yerine; evrensel insan haklarını, demokratik değerleri ve hak temelli yaklaşımı merkeze alarak inşa etmeyi önceliklendirir.

Kültürel çeşitliliğin giderek arttığı günümüz dünyasında, çoğulculuğun nasıl yönetileceğine dair süregelen tartışmalar iki temel yaklaşımı öne çıkarmıştır: Asimilasyonculuk ve çokkültürlülük. Toplumsal uyum için homojenliği şart koşan asimilasyoncu politikalar, çeşitliliğe alan açmak yerine farklılıkları ortadan kaldırmaya çalışır ve azınlıkların hegemonik çoğunluğa entegre olmasını dayatır. Buna karşın, kültürel farklılıkları korumayı hedefleyen geleneksel çokkültürlülük yaklaşımı ise zaman zaman toplulukların kendi iç dinamiklerine hapsolmasına ve yalıtılmasına zemin hazırlayabilmektedir. Kırkayak Kültür, her iki yaklaşımın da mevcut yapılar içinde bütünlüklü, eşitlikçi ve etkileşime dayalı bir toplumsal yaşam inşa etmekte yetersiz kaldığı tespitinden yola çıkar. Bu politikalar, birbirleriyle temas kurmayan ve paralel hayatlar süren alt topluluklar yaratma riski taşır.

Bu tespitten hareketle Kırkayak Kültür, toplumu içe kapanık cemaatler toplamı olarak gören anlayışı reddeder; bunun yerine yerel toplum ile göçmen topluluklar arasındaki diyaloğu ve doğrudan teması güçlendirmek için çalışır. Kurumumuzun “bir arada yaşam” vizyonu; “ben/öteki” veya “yurttaş/yurttaş olmayan” gibi hiyerarşik ayrımları aşmayı hedefleyen evrensel ve kozmopolit tartışmalardan beslenir. Kırkayak Kültür; kültür sanat etkinlikleri ve gastronomi (Mutfak) gibi ortak üretim alanları aracılığıyla toplumun farklı kesimleri arasındaki temas noktalarını çoğaltır. Göç anlatılarında sıklıkla üretilen ve zımni bir güç eşitsizliği barındıran “ev sahibi” ile “misafir” tanımlamalarının, toplumsal ilişkiler üzerindeki zedeleyici etkisini ortadan kaldırmayı hedefler. Felsefi tartışmalardaki “koşulsuz misafirperverlik” (J. Derrida) ve “Öteki ile etik ilişki” (E. Levinas) kavramlarını; bir güç ve tahakküm ilişkisi olarak değil, normatif bir eşitlik ve dayanışma ideali olarak okur.
Bu bağlamda “entegrasyon”, yeni gelenlerin mevcut kimliğe tek taraflı asimilasyonu olarak değil; her iki toplumun da etkileşim içinde olduğu, karşılıklı ve iki yönlü bir toplumsal uyum süreci olarak ele alınır. Kırkayak Kültür evrensel insan hakları ideallerini savunurken, bu hakların Batı merkezli dayatmacı pratiklere dönüşmesini eleştirir ve yerel bağlamla uyumlu, eşitlikçi bir pratik geliştirir.
Kırkayak Kültür; aynı kenti paylaşan farklı toplulukların eşit koşullarda bir araya gelmesini, sosyalleşmesini ve karşılıklı etkileşim kurmasını, çok kültürlü bir kent idealine (radikal kozmopolitizme) giden yolun en önemli adımı olarak görür. Bu bağlamda kurumumuz; herkesin özgürce katılabileceği, kendi hikâyesini paylaşabileceği ve birbirini zenginleştirebileceği güvenli bir “açık alan”dır.
Çünkü inanıyoruz ki: Birlikte yaşamak mümkündür!