Orta Doğu Çingeneleri
Dom Araştırma Atölyesi
ORTA DOĞU’DA DOM:
“Çingene” terimi, dünya genelinde bir toplumsal grubu tanımlamak için kullanılmaktadır. Çingene olmayan kişiler, onları farklı bölgelerde ya da dillerde Nawar, Zott, Ghajar, Bareke, Beni Murra, Gaodari, Krismal, Qarabana, Karaçi, Abdal, Aşiret, Qurbet, Mıtrıp, Gewende, Poşa, Abdal, Tanjirliyah, Haddadin, Haciye, Arnavut, Halebi, Haramshe ve Kaoli gibi farklı genel adlarla adlandırmıştır. Bu çeşitli isimlerin tümüne rağmen, “Çingene” terimi genellikle hepsini kapsamak için kullanılmaktadır. Bu adlar çoğunlukla topluluğun “kökenine, aşiretine ya da mesleğine” işaret eder, ancak genellikle aşağılayıcı bir ifade olarak kullanılmaktadır. Örneğin “Nawar” kelimesi Arap dünyasında hakaret olarak kullanılan oldukça yaygın bir kelimedir. “Çingene” kelimesi Türkçede aşağılayıcı bir ifadedir. Farslar ise aynı anlamda “Koli” (Kabil’den gelenler anlamında) kelimesini kullanmaktadır. Çingene, yalnızca bir toplumu tanımlayan bir isim değil, aynı zamanda bu toplumu kendi özellikleri üzerinden değersizleştiren ve marjinalleştiren bir “sıfat”tır.

Çingene adı, Avrupa’da Roma/Rom, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da “Dom” ve Ermenistan, Kafkasya ve Kuzey Anadolu’da “Lom” olarak da adlandırılan zanaatkâr/peripatetik göçebe toplulukları tanımlamak için kullanılmaktadır.
Yaygın olarak kabul edilen varsayımlara göre, Domlar çeşitli nedenlerle (savaşlar, kıtlık vb.) 7. ve 10. yüzyıllar arasında bugünkü Hindistan ve Pakistan’dan “büyük yürüyüşe” başlamıştır. Yüzyıllar boyunca Hintli göçebelerin, yani Domların (Hindistan’da “insan” anlamına gelir), dünyanın dört bir yanına yayıldığı ve diğer halklar tarafından Çingene olarak adlandırıldığı düşünülmektedir.
Günümüzde Dom toplulukları Mısır, İran, Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün, İsrail, Filistin, Türkiye, Suudi Arabistan, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde yaşamaktadır. Domlar kendilerini (Lübnanlı, Ürdünlü, İranlı vb. gibi) vatandaş olarak tanımlamaktadır. Nüfuslarının kesin sayısı bilinmemekle birlikte, Orta Doğu ülkelerindeki Dom nüfusunun yaklaşık 5 milyon olduğu tahmin edilmektedir.
Sık seyahat etmeleri sayesinde Dom toplulukları genellikle iki ya da üç farklı dili konuşabilen çok dilli topluluklardır. Ev sahibi ülkenin diline ek olarak kendi aralarında Hint dillerinin bir varyantı olan Domari dilini konuşurlar. Domari dilinin varlığı sözlü gelenekler aracılığıyla günümüzde de sürmektedir. Orta Doğu’da “Nawari” terimi Arap toplumunda genellikle Domari’nin eş anlamlısı olarak kullanılmaktadır. Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerine ek olarak Domari dili Afganistan, Rusya ve Özbekistan’da da konuşulmaktadır.
1- Yılgür, E., 2018 Balkanlar, Anadolu ve Mezopotamya’da Zanaatkâr Göçebeler (Peripatetik Aşiretler) Üzerine Bir İnceleme (Türkçe) http://www.ka.org.tr/dosyalar/file/Yayinlar/KaDergi/KAdergi8.pdf
2- Williams, G. A., Orta Doğu’da Dom http://www.domresearchcenter.com/journal/11/dom.html#Eleven
1- Yılgür, E., 2018 A Treatise on Craftsmen Nomads (Peripatetic Tribes) in Balkans, Anatolia and Mesopotamia (in Turkish) http://www.ka.org.tr/dosyalar/file/Yayinlar/KaDergi/KAdergi8.pdf
2- Williams, G. A., Dom of the Middle East http://www.domresearchcenter.com/journal/11/dom.html#Eleven

Çingene toplumları antropoloji alanında “peripatetik” olarak adlandırılmaktadır. Peripatetik, düzenli aralıklarla kentsel, kırsal ya da pastoral toplumlar tarafından karşılaşılan, yüksek hareketliliğe sahip toplulukları ifade eder. Bu topluluklar göçebe zanaatkârlar olarak bilinmektedir. Genellikle müzisyenlik, sepet yapımı, kalaycılık, demircilik, dokumacılık, sihirbazlık, falcılık ve hayvan eğiticiliği gibi zanaatları icra eden “gıda üretmeyen göçebeler” olarak tanımlanırlar. Farklı etnik kökenlere sahip, farklı diller konuşan, grup içi evlilik yapan, çeşitli ürünler üreten ve satan ve farklı hizmetler sunarak geçimini sağlayan, mekânsal hareketliliği yüksek topluluklar olarak tanımlanırlar. Tarih boyunca, özellikle avcı-toplayıcı, hayvancılık ya da tarım temelli toplumlara araç gereç sağlayan hizmet toplulukları her zaman var olmuştur. Peripatetik topluluklar ile hizmet sundukları daha geniş toplum arasındaki ilişki, çoğu zaman karşılıklı bağımlı aktörler arasındaki ilişki olarak tanımlanır.
Peripatetik topluluklar, kapitalist ilişkilerin ve sanayinin gelişmesiyle birlikte geçim stratejilerini değiştirmek zorunda kalmıştır. Geleneksel zanaatların değer kaybetmesi, bu toplulukları farklı işlere yönlendirmiştir. Domlar, Ürdün Vadisi’nde hasat işçileri arasında ya da Ürdün’ün kuzeyinde tütün hasadı yapan işçiler arasında görülebilir. Türkiye’de mevsimlik tarım işçisi ve atık-toplayıcı olarak çalışırlar. Lübnan’da Bekaa Vadisi’nde tarım işçiliği yaparlar. Orta Doğu ülkelerinde eğlence sektöründe müzisyen ve dansçı olarak yer alırlar. Suriye’de metal işçiliği yaparlar. Irak gibi bazı ülkelerde ise eşek ve deve kervanlarıyla köyden köye dolaşarak müzisyenlik, hokkabazlık ve akrobasi yaparak göçebe yaşamlarını sürdürürler. Göçebeliği bırakıp şehirlere yerleşenler olduğu gibi yarı göçebe bir yaşam sürenler de bulunmaktadır. Beyrut’ta Sabra ve Şatila olarak bilinen bölgede Dom toplulukları Filistinliler ve diğer göçmenlerle birlikte yaşamaktadır. Bu bölgelerde, molozlardan yapılmış evler, çöp yığınları, yıkık ve nemli barakalar ve gökyüzünü kaplayan binlerce elektrik kablosu, toplumun en alt kesiminde yer alan insanların istihdam, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişemeden yaşam mücadelesi verdiği bir dünyayı oluşturmaktadır.

Topluluğun bir kısmı Orta Doğu’da hâlâ göçebe bir yaşam sürdürmektedir. Yılın bir bölümünde şehirlerdeki “Çingene” mahallelerinde kalmakta, yılın geri kalanında ise çadırlarına dönmektedirler. Köy, kasaba ve şehirlerin sokaklarında kendilerini zanaatkâr, satıcı, falcı, dişçi, bıçak ustası, kalaycı ve dansçı olarak tanımlamaktadırlar.
Yerleşik hayata geçenlerin bir kısmı daha iyi eğitim ve daha düzenli istihdam olanaklarına erişebilmektedir. Bununla birlikte, Domların büyük bir kısmı yalnızca etnik kimlikleri nedeniyle iş bulamamaktadır. Çocukları eğitime erişememektedir. Çoğu zaman çocuklar, sokaklarda dilenerek ya da satış yaparak ailelerine ekonomik destek sağlamaya çalışmaktadır.
Orta Doğu kültürlerinde Dom toplumu, göçebe yaşam tarzları, Hint-Aryan etnik kökenleri ve Domari dili nedeniyle yaşadıkları ülkelerde siyasi temsilden, istihdam olanaklarına erişimden ve hatta vatandaşlık haklarına erişimden yoksun bırakılmıştır.
Özellikle son 30 yıldaki çatışma süreçleri, Suriye ve Irak’taki siyasi ve fiziksel yıkımın ardından yaşanan toplumsal ve siyasal çalkantılar ve şiddet, Dom toplumunda parçalanma sürecine yol açmıştır.
Orta Doğu’da yaşayan Dom toplumu, alt aşiretlerden oluşmakta ve birlikte yaşayan geniş ailelerden meydana gelen gruplara ayrılmaktadır. 5-15 aileden oluşan bu gruplar komünal bir yaşam sürmektedir. İlk bakışta bağımsız çadırlarda ya da evlerde yaşıyor gibi görünseler de birlikte yaşama ve paylaşma geleneği büyük ölçüde devam etmektedir. Grubu yöneten ve yönlendiren liderler, aynı zamanda dış dünyayla ilişkilerden de sorumludur. Bu komünal yaşam, içe kapalı bu toplumu dış tehditlere karşı da korumaktadır. Kadim gelenekler bu şekilde sürdürülmektedir. Özel mülkiyet anlayışının neredeyse hiç olmaması, bireysel ve ailevi eksikliklerin grup içinde telafi edilmesi, özellikle kadınların ve çocukların korunması, zor yaşam koşullarına karşı direnç ve kısacası gadjo* tarafından kurulan toplumsal ve ekonomik sisteme rağmen varlığını sürdürme ve yüzyıllar boyunca asimilasyona karşı direnç bu komünal yaşamdan kaynaklanmaktadır.
Savaş ya da çatışmanın neden olduğu çalkantılı dönemlerde aile birliğinin bozulması, bu aileleri ve bireyleri, tek başına yaşamaya dair gerekli becerilere sahip olmadıkları tamamen yabancı bir dünyaya zorlamaktadır. Gruplar parçalandığında, toplumsal yapı da parçalanmaktadır. Hayati ihtiyaçlarını karşılamak için bilmedikleri bir sisteme girmek zorunda kalan bireyler, işsizlik, barınma ve gıda eksikliği gibi sorunlarla karşı karşıya kalmakta ve bilmedikleri tehlikelerle yüzleşmektedir.
Sokakta satış yapan çocuklar, dilenen kadınlar ve bulabildikleri herhangi bir işi umutsuzca arayan erkekler hızla, ya da daha doğrusu itilerek, suç hayatına sürüklenmektedir. Dağılmış gruplar ve parçalanmış ailelerden oluşan Dom toplulukları her türlü tehdide açık hale gelmektedir.
Orta Doğu ülkelerinde Roman karşıtı eğilimler hâlâ güçlüdür ve bu durum bu ülkelerdeki etnik ve dini gruplar arasında da görülmektedir. Bu ülkelerdeki Çingene toplulukları, farklı ülkelerde farklı düzeylerde olmak üzere, peripatetik yani zanaatkâr yaşam biçimini sürdürmeye çalışmaktadır. Özellikle Ürdün gibi ülkelerde göçebe Bedevi Arapların varlığı, bazı Dom topluluklarının gezgin demirciler, müzisyenler ve geleneksel dişçiler olarak göçebe yaşamlarını sürdürmelerine imkân tanımıştır. Topluluğun büyük çoğunluğu ise yeni mesleklere ve piyasalara uyum sağlamış, mevsimlik tarım işçisi olarak çalışmakta ya da ülkeler arasında küçük ölçekli ticaretle uğraşmaktadır. Bu ülkelerde bu topluluklar kamusal alanlara kabul edilmemekte ve yerleşik nüfusun gözünden uzak, kentin çeperlerine ya da kırsal alanlara itilmekte ve yerleştirilmektedir. Çocukların eğitimi, sağlık hizmetleri, elektrik ve temiz su gibi kamusal hizmetlere erişimleri son derece sınırlıdır. Dom ve Abdal gibi kalabalık Çingene gruplar “Nawar” olarak adlandırılmaktadır. Nawar çoğunlukla bir isimden ziyade bir sıfat olarak kullanılmaktadır; çok sayıda önyargı ve ayrımcılığı ima eden bir sıfat olarak. Bu durum yüzlerce yıldır devam etmekte ve Dom ile diğer ilgili grupların marjinalleşmesine yol açmaktadır. Çingenelere yönelik önyargılar, dünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi Orta Doğu toplumlarında da bir sorun olmaya devam etmektedir.
Orta Doğu ülkelerinde toplumsal yapıyı dönüştürmeye ve iyileştirmeye yönelik güçlü politik kararlar nadir görülmektedir. Pratikte, Domlara yönelik çalışmalar kapsamında sivil toplum kuruluşlarının kapasitelerinin artırılması, kamu otoritelerine eğitim verilmesi, kolluk kuvvetlerine ve kamu hizmeti sunan kurumlara eğitim sağlanması ve farkındalık oluşturulması konusunda neredeyse hiçbir çaba bulunmamaktadır.
Kültür
Kökleri Hindistan’a dayanan ve topluca Çingeneler olarak bilinen Roma, Dom ve Lom toplulukları antropolojide “peripatetik toplumlar” olarak adlandırılmaktadır. Peripatetik toplumlar, kendi yiyeceklerini üretmeyen, bunun yerine belirli sanatlar ve hizmetler karşılığında diğer topluluklardan temin eden ve diğer topluluklara kıyasla yüksek hareketliliğe sahip olan toplumlardır (Yılgür, 2016; Kenrick, 2006). Yüzlerce yıldır bu topluluklar, yerleşik toplumlara ve hatta kırsal göçebe topluluklara çeşitli hizmetler sunmakta, sürekli hareket halinde olarak diğer toplumlarla birlikte yaşamakta ve göçebe ile yarı göçebe yaşam arasında bir denge kurmaktadır (Kenrick, 2006). Yaygın olarak kabul edilen varsayımlara göre, 7. ve 10. yüzyıllar arasında çeşitli nedenlerle (savaş, kıtlık gibi) Hindistan ve Pakistan’dan ayrılan ve “büyük yürüyüşe” başlayan Domlar (daha sonra Roma ve Lom), yüzyıllar boyunca dünyanın dört bir yanına yayılmış ve diğer toplumlar tarafından Çingeneler olarak adlandırılmıştır. Kendileri tarafından değil, başkaları tarafından verilen Çingene kelimesine yüklenen anlamlar (Fraser, 2005), bu kelimeye aşağılayıcı çağrışımlar da yüklenmesine neden olmuş ve bu durum dışlanmalarına katkı sağlamıştır. Son dönemde, Çingene kelimesinin olumsuz çağrışımları nedeniyle, Çingene toplulukları içinde Roma/Romany terimlerinin kullanımının yaygınlaştığı görülmektedir. Öte yandan, Roma adlandırmasının Lom veya Dom gruplarını temsil edemeyeceği açıktır. Son yıllarda Dom toplumunun yeni kimlik inşa süreciyle birlikte Dom teriminin kullanımı yaygınlaşmıştır. Günümüzde hâlâ kullanılan Çingene topluluklarının farklı adları (Roma, Lom, Dom), Hindistan’dan ayrılış tarihleri, izledikleri güzergâhlar ve oradaki sınıf ve kast farklılıklarıyla ilişkilidir.
Birlikte yaşadıkları toplumlar, metal işçiliği, sepet yapımı, müzik, falcılık ve dişçilik gibi zanaatlarla uğraşan bu esmer, koyu saçlı göçebe insanlara Gypsy, Mitrip, Kipti, Sinti, Zigeuner, Zingari, Tigani ve Gitane gibi adlar vermiştir. Bu gruplar ise kendi dillerinde kendilerini Dom, Rom ya da Lom olarak adlandırmıştır. Çeşitli kaynaklara göre bu üç kelimenin tamamı kendi dillerinde “adam”, “kişi” ya da “insan” anlamına gelmektedir (Kenrick, 1993; Kolukırık, 2008). Günümüzde Hindistan’ın bazı bölgelerinde kastlardan biri Dom olarak adlandırılmaktadır.
Dünya genelinde, göçebe yaşam tarzının ayrımcılığa maruz kaldığı ve zanaat ve ticaretle uğraşan peripatetik göçmenlerin, hayvancılıkla uğraşan kırsal göçmenlere kıyasla çok daha fazla önyargının hedefi olduğu gözlemlenmiştir. Kutsal metinlerde yer alan Habil ve Kabil hikâyesi, yerleşik toplumların göçebe topluluklara duyduğu korkunun uygarlığın başlangıcına kadar uzandığını göstermektedir (Kenrick, 2006).
Bu toplulukların yüzyıllar boyunca sürdürdükleri yaşam biçimi ve gelenekler, kendine özgü bir toplumsal hafızanın ortaya çıkmasına yol açmıştır. Kendileri ile diğer toplumlar arasındaki sınırları sıkı bir şekilde kontrol edebilmiş olmaları ve bu sayede yüzyıllar boyunca varlıklarını sürdürebilmeleri büyük bir başarı olarak görülmelidir (Kenrick, 2006). Hindistan kökenli inançları, saflık ve kirlilik üzerine kurulu güçlü bir değerler sistemine dayanmaktadır. Topluluk üyelerinin diğerleriyle (yabancılar, gadjo) ve dünya ile ilişkisi, kendi saflıklarını ve ruhsal temizliklerini korumaya dayanır. Bu durum, diğerinden ve diğerinin kurduğu sistemden mesafeyi korumayı ve diğerinin dünyasının yarattığı kötülükler karşısında tarafsız kalmayı gerektirir. Bu inanç, doğal olarak yeni bir yaşam biçimi doğurur ve toplumsal hafızanın taşıdığı gelenek sürekli olarak yeni unsurlar alarak kendini yenilemek zorundadır. Topluluk dış dünyaya karşı sınırlarını korurken, aynı zamanda diğerine sunmak üzere kendi unsurlarıyla harmanlayarak diğer inançları, dilleri ve müzikleri de bünyesine katmak zorundadır. Farklılıklar her zaman titizlikle korunmuştur. Gelenek, bu toplulukların kendilerini “öteki”nden -yani yabancıdan ya da gadjo’dan- ayrı tutmalarına olanak tanır. Bu durum, yüzeyde birlikte yaşayan ancak hiçbir zaman iç içe geçmeyen iki ayrı insan topluluğunun yüzyıllardır süregelen dünyasını ortaya çıkarmıştır. Günümüzde dünyanın birçok yerinde yaşayan Çingeneleri karakterize eden müzik, dans, inanç ve meslek gibi alanlarda bunun örnekleri görülebilir. Bu zanaat topluluklarının sundukları mal ve hizmetler için çok geniş bir tüketici kitlesine hitap etmeleri gerekmektedir. 20. yüzyılın başlarına kadar Çingenelerle birlikte yaşayan toplumlar da büyük ölçüde göçebe nitelikteydi. Aralarındaki fark, diğerlerinin tarım ve hayvancılık için göç etmesine karşılık, Çingenelerin ürünlerini sergilemek ve hizmetlerini sunmak için göçebe bir yaşam sürmesiydi. Aslında Çingenelerin göçebe yaşam biçimi en çok “evlerini sırtlarında taşımaları” ile farklılaşmaktadır.
Günlük Yaşam:
Günümüzde Dom toplulukları Mısır, İran, Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün, İsrail, Filistin, Türkiye, Suudi Arabistan, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde yaşamaktadır. Domlar kendilerini Dom kimliğiyle değil, vatandaşlık kimliğiyle tanımlar (yani Lübnanlı, Ürdünlü, İranlı vb.). Nüfuslarının kesin sayısı bilinmemekle birlikte, Orta Doğu ülkelerinde yaklaşık 5 milyon Dom nüfusu olduğu tahmin edilmektedir.

Dom toplumu, farklı ülkelere göç etmeleri nedeniyle iki-üç farklı dili konuşabilen bir topluluktur. Ev sahibi ülkenin diline ek olarak, aile ve topluluk içinde Hint kökenli dilleri olan Domari’yi konuşurlar. Domari dili sözlü gelenekler aracılığıyla güçlü bir şekilde varlığını sürdürmektedir. Orta Doğu’daki Arap toplumunda “Nawari” terimi Domari’nin eş anlamlısı olarak kullanılmaktadır. Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerine ek olarak Domari dili Afganistan, Rusya ve Özbekistan’da da konuşulmaktadır.
Dom toplulukları Mısır, İran, Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün, İsrail, Filistin, Türkiye, Suudi Arabistan, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde yaşamaktadır. Domlar kendilerini (Lübnanlı, Ürdünlü, İranlı vb. gibi) vatandaş olarak tanımlamaktadır. Nüfuslarının kesin sayısı bilinmemekle birlikte, Orta Doğu ülkelerindeki Dom nüfusunun yaklaşık 5 milyon olduğu tahmin edilmektedir.
Resmî istatistiklerin ve güvenilir tahminlerin yetersizliği nedeniyle, Çingenelerin (Dom, Lom ve Rom ya da Abdal gibi alt gruplar) toplam sayısı bilinmemektedir. Avrupa Konseyi’ne göre toplam sayının 500.000 ile 5 milyon arasında değiştiği tahmin edilmektedir.[1]

Çingenelerin büyük bir kısmı Türkiye’nin batı bölgelerinde yaşarken, Dom ve Lom grupları çoğunlukla Güneydoğu ve Doğu bölgelerinde yaşamaktadır. Domlar, Hint kökenli olup Domari konuşan farklı bir dilsel grubu oluşturur.[2] Günümüzde Dom toplulukları ağırlıklı olarak Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da yaşamaktadır. Türkiye’de Dom grupları genellikle ülkenin Güneydoğu bölgesinde yaşamaktadır. Nüfusları 500 binin üzerinde olup, bazıları kent yaşamını benimsemiş olsa da büyük ölçüde yarı göçebe ya da göçebe gruplardan oluşmaktadır. Ana dillerinin yanı sıra yaşadıkları bölgelerde konuşulan dilleri (Kürtçe, Arapça, Türkçe) de konuşan çok dilli bir topluluktur. Yüzyıllar boyunca demircilik, metal işçiliği, dericilik, sepetçilik, dişçilik, sünnetçilik, müzisyenlik ve falcılık gibi zanaatlarla uğraşan Domlar, bu mesleklerin geçerliliğini yitirmesiyle birlikte farklı mesleklere yönelmiştir. Bu meslekleri icra etmek için göçebe bir yaşam süren bu topluluklar, son 50 yılda yarı göçebe bir yaşam biçimine geçmiştir. Birlikte yaşadıkları topluluklara el sanatları sunan bu gruplar, artan nüfus, gelişen sanayi ve seri üretim nedeniyle zamanla işsiz kalmıştır. Günümüzde Türkiye’nin hemen her bölgesinde mevsimlik tarım işçiliği, atık-toplama ve gündelik işlerde çalışmaktadırlar.

Suriye’deki Dom toplumu yüzyıllar boyunca diğer halklarla birlikte yaşamıştır. Peripatetik bir yaşam süren gruplardan oluşan bu topluluk, müzisyenlik, demircilik, geleneksel dişçilik, marangozluk, süzgeç yapımı, sepetçilik, metal işçiliği ve seyyar satıcılık gibi geleneksel zanaatlarıyla birlikte yaşadıkları topluluklara hizmet sunmuştur. Üretim sistemindeki değişim ve gelişmelerle birlikte bu topluluklar mevsimlik tarım işçiliği, atık-toplama gibi yeni mesleklere yönelmiş ya da geleneksel zanaatlarını dönüştürerek yenilemiştir. Örneğin demirciler soğuk demir işleyerek kapı, pencere, ok ve inşaat demiri üretmeye başlamıştır. Müzisyen gruplar eğlence sektöründe yer almaya ve düğünler ile gece kulüplerinde sahne almaya başlamıştır. Suriye’deki geleneksel dişçiler Orta Doğu’nun diğer ülkelerine göç ederek mesleklerini orada sürdürmüştür. Seyyar satıcı ve pazarcı Dom topluluğu üyeleri ise savaş öncesinde Körfez ülkeleri ile Suriye arasında ticari seyahatler yaparak önemli ölçüde ticaret gerçekleştirmekteydi.
Suriye’de yaşayan Dom toplumunun büyük bir kısmı Suriye vatandaşı olarak kayıtlıdır. Bu konuda yapılan görüşmeler, özellikle yerleşik yaşamı benimseyen toplulukların vatandaşlık belgeleri konusunda sorun yaşamadığını ve çocukların ilköğretim eğitimi alabildiğini ortaya koymaktadır.
Toplulukların bir kısmı ise özellikle zorunlu askerlikten kaçınmak amacıyla bireysel kimlik kartları, pasaportlar ve hatta doğum belgeleri olmadan, kayıt dışı bir yaşam sürmektedir. Zorunlu askerlik süresinin uzun olması nedeniyle grup üyeleri nüfus kayıtlarından kaçınmıştır. Kayıtlı olmamanın bir diğer nedeni ise, yüzyıllardır yaşadıkları Orta Doğu’da sınır kavramını anlamlandıramamalarıdır. Domlar, yüzyıllardır İran’dan Mısır’a, Anadolu’dan Körfez’e kadar uzanan sınırların olmadığı bir Orta Doğu coğrafyasında yaşamış ve göç etmiştir.

Dom toplulukları Orta Doğu’da ortak bir tarihe sahip olmalarına rağmen homojen değildir. Diğer ülkelerde olduğu gibi, Lübnan’daki topluluklar da dil ve yaşam koşulları açısından farklılıklar göstermektedir. Lübnan’daki Dom toplulukları yoğun olarak Sayda, Beyrut, Sur, Cübeyl, Trablus ve Bekaa Vadisi’nde yaşamakla birlikte, birçok aile ülkenin geneline yayılmıştır.

Lübnan, tarihsel olarak Suriye ve Orta Doğu’nun diğer ülkeleri için merkezi bir nokta ve kavşak olmuştur. Günümüzde de Dom toplulukları İran, Irak, Türkiye, Filistin ve diğer Körfez ülkelerine göç etmektedir. Bugün Lübnan’da yaşayan Dom gruplarının bir kısmı Filistin’den göç etmiş “Filistinli Domlar”dan oluşmaktadır. Sabra ve Şatila bölgelerinde yaşayan aileler kendilerini Filistinli olarak tanımlamaktadır.
Modern sınırları dikkate almadan komşu ülkeler arasında dolaşan modern göçebe Dom grupları hâlâ bulunmaktadır. Özellikle Suriye’deki iç savaş öncesinde Dom topluluklarının büyük bir kısmı mevsimlik tarım işlerinde ve gündelik işlerde çalışmak üzere sınırı geçerek Bekaa Vadisi’ne ve Lübnan’ın kuzeyindeki Trablus’a gelmiştir.
Bekaa Vadisi’nde ve Beyrut ile diğer şehirlerdeki gecekondu alanlarında, çadırlarda ve barakalarda yaşayan Filistinli mülteciler ve yoksulluk içinde yaşayan Lübnanlılarla birlikte yaşamaktadırlar. Gerçek kimliklerini gizlemek amacıyla kendilerini Türkmen, Suriyeli ve Arap-Bedevi olarak tanıtmaktadırlar. Sağlıklı barınma, temiz su, kanalizasyon sistemi, elektrik, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim gibi temel sorunlarla mücadele etmektedirler.
Şehirde yaşayan Domlar arasında düzenli bir işe sahip bireyler de bulunmakla birlikte, çoğu sokakta bağış toplayarak, düğünlerde ve eğlencelerde davul, flüt ya da diğer enstrümanları çalarak geçimini sağlamaktadır. Özellikle gece kulüplerinde çok sayıda Dom müzisyen çalışmakta olup, Orta Doğu’daki eğlence sektöründe müzisyenler önemli bir yere sahiptir.

Dom çocukları okula gitmek yerine şeker, kuruyemiş ve sakız satarak ailelerine ekonomik destek sağlamak için çalışmaktadır. Bu çocukların eğitimi için çaba gösteren sivil toplum kuruluşları bulunmasına rağmen, devletin bir eğitim programı yoktur.[3]
Bazı Domlar, mesleklerini günümüzün gerekliliklerine uyarlayarak geleneksel zanaatlarını sürdürmektedir.
Topluluktan bazı erkekler Rababa adı verilen tek telli bir enstrüman üretmektedir. Bunun yanı sıra kahve öğütmek için kullanılan ahşap kapların üreticileri, geleneksel Arap hançerleri yapan demirciler ve geleneksel dişçiler hâlâ aktif olarak çalışmaktadır. Müzisyen gruplar sanatlarını icra etmeye devam etmekte; erkekler enstrüman çalarken kadınlar şarkı söyleyip dans etmektedir. Bazıları ticari amaçlarla Körfez ülkelerine seyahat etmektedir.
Ürdün’deki Dom toplumu üzerine yapılan çalışmalar [4], burada yaşayan Dom toplumunun beş büyük aileden oluştuğunu ortaya koymaktadır. Bu aileler arasında en büyük olanı, ülkenin kuruluşundan önce de burada yaşadıkları için kendilerini Ürdünlü Dom olarak tanımlayan Tamarzeh aşiretidir. Diğer dört aşiret ise Ka’akov, Ga’agreh, Balahayeh ve Nawasfeh’tir. Çingene nüfusunu oluşturan diğer topluluklar ise Filistin’den (Batı Şeria ve Gazze) gelen topluluklar ile ağırlıklı olarak Irak ve Suriye’den gelen topluluklardan oluşmaktadır. Ürdün’de yaşayan Dom toplulukları kendilerini Bani Murrah olarak adlandırmaktadır. Bunun yanı sıra Abdal toplulukları yüzyıllardır Türkiye, Suriye, Lübnan ve Irak gibi ülkeler arasında göç etmektedir. Suriye iç savaşının ardından onlarca Abdal topluluğu Ürdün’e sığınmıştır. Ürdün, 1967 Arap-İsrail Savaşı öncesinde de yoğun bir Dom göçü almıştır. Bölgedeki en istikrarlı ülkelerden biri olması nedeniyle Ürdün’deki Dom nüfusu hareketliliğini sürdürmektedir. Bazıları Ürdün Vadisi boyunca ülke içinde hareket ederken, bazı gruplar Lübnan, Suriye, Türkiye, Irak, Mısır, Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerine uzanan daha uzun göç rotalarını takip etmektedir.

Göçebe ya da yarı göçebe ailelerin büyük bir kısmı, su ve elektriğe erişimi olmayan, oldukça ilkel yaşam koşulları altında çadırlarda yaşamaktadır. Toplum özellikle temiz suya erişim konusunda ciddi sorunlar yaşamaktadır. Kamp alanı için ödenen kiralar, içme suyunun günlük maliyeti, gaz, elektrik, sağlık hizmetleri ve çocukların eğitimi, Dom toplumunun temel sorunları olarak öne çıkmaktadır.
Orta Doğu’daki diğer ülkelerde olduğu gibi, Ürdün toplumunda da Çingeneler, ırkçı önyargılar ve iletişim eksikliği gibi nedenlerle kabul görmemektedir. Ürdün hükümeti ve sivil toplum tarafından geliştirilen programların yetersizliği, Dom toplumunun maruz kaldığı ırkçı önyargıları pekiştirmekte ve onları kimliklerini gizlemeye itmektedir. Olumsuz imgeler, Dom toplumunun Ürdün toplumuna yaptığı sayısız yapıcı katkıyı gölgede bırakmaktadır. Toplumsal dışlanmanın etkileri, etnik kimliğin gizlenmesinde görülmeye devam etmektedir.
Lacking either identity-based categorization or statistical representation, it is almost impossible to estimate the size of Egypt’s Dom population. The main providers of data are evangelical organizations, who estimate the group to include between one and two million people, most of whom are Muslim. Doms in Egypt are divided into different sub-groups or tribes, a concept which is also more meaningful in a Middle Eastern context. Among the tribes names are the Ghagar, the Nawar, the Halebi – words which are also insults in Arabic. Evangelical organizations suggest that Ghagar, which means “vagrant,” may be the largest group of Egyptian Doms.
Since the Doms do not exist officially, there has been no attempt to either eradicate or assimilate them. In Europe, forced integration and marginalization seem to be the only two possible outcomes for the Roma groups, whose nomadism has often been perceived as defiance, or affinity with adverse allegiances. In Egypt, by contrast, nomadism has been historically an integrated aspect of the Egyptian society, even if nomads have been throughout the twentieth century regarded as anachronistic; furthermore, nomadism in the Middle East has mostly been associated with Bedouins and nomadic pastoralists, not with Gypsies.
https://globaldialogue.isa-sociology.org/articles/egypts-invisible-gypsies
Irak’taki Dom nüfusuna ilişkin kesin veriler bulunmamakla birlikte, tahminlere göre nüfus yaklaşık 60.000 olup çoğunlukla Bağdat, Musul ve Basra’nın çevresinde yaşamaktadır. Diğer tahminler ise bu sayının 50.000 ile 200.000 arasında olduğunu göstermektedir. Irak’taki Domların insan hakları durumu oldukça kötü olup, birçoğu yerinden edilmiş ya da zorla yerleşim alanlarından çıkarılmıştır.

Domlar devlet korumasından yoksundur ve özellikle kadınlar ve çocukları etkileyen istismar, damgalanma ve marjinalleşmeye maruz kalmaktadır. 2003 yılından sonra, kısmen eski Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’i destekledikleri yönündeki algı nedeniyle Domlara yönelik muamele önemli ölçüde kötüleşmiştir. Sivil belgelerin eksikliği nedeniyle birçok Dom vatansızdır ya da vatansızlık riski altındadır. (Boston University)
https://statelessjourneys.org/wp-content/uploads/StatelessJourneys-Iraq-summary-final.pdf
[1] Avrupa’da Roman nüfusuna ilişkin tahminleri içeren bir tablo için Avrupa Konseyi’nin web sayfasına bakabilirsiniz: http://hub.coe.int/web/coe-portal/roma.
[2] Adrian Marsh, “Türkiye Çingenelerinin Tarihi Hakkında”, Biz Buradayız! Türkiye’de Romanlar, Ayrımcı Uygulamalar ve Hak Mücadelesi, derleyen Savelina Danova (İstanbul: ERRC/hYd/EDROM, 2008) içinde; Domari dili için, “Romani Project” web sayfasına bakınız: http://romani.humanities.manchester.ac.uk/atmanchester/projects/domari.shtml.
[3] CHILDREN LIVING AND WORKING ON THE STREETS IN LEBANON: PROFILE AND MAGNITUDE
https://www.unicef.org/lebanon/Final_Study_SBC_En.pdf
The Dom People and their Children in Lebanon
http://www.insanassociation.org/en/images/The_Dom_People_and_their_Children_in_lebanon.pdf
[4] Williams, G. A., The Current Situation of the Dom in Jordan
http://www.domresearchcenter.com/journal/18/jordan8.html
[1] Avrupa’da Roman nüfusuna ilişkin tahminleri içeren bir tablo için Avrupa Konseyi’nin web sayfasına bakabilirsiniz: http://hub.coe.int/web/coe-portal/roma.
[2] Adrian Marsh, “Türkiye Çingenelerinin Tarihi Hakkında”, Biz Buradayız! Türkiye’de Romanlar, Ayrımcı Uygulamalarve Hak Mücadelesi, derleyen Savelina Danova (Istanbul: ERRC/hYd/EDROM, 2008) içinde; Domari dili
için, “Romani Project” web sayfasına bakınız: http://romani.humanities.manchester.ac.uk/atmanchester/projects/domari.shtml.
[3] CHILDREN LIVING AND WORKING ON THE STREETS IN LEBANON: PROFILE AND MAGNITUDE
https://www.unicef.org/lebanon/Final_Study_SBC_En.pdf
The Dom People and their Children in Lebanon http://www.insanassociation.org/en/images/The_Dom_People_and_their_Children_in_lebanon.pdf
[4] Williams, G. A., The Current Situation of the Dom in Jordan http://www.domresearchcenter.com/journal/18/jordan8.html